#48 Mahallede butik
işleten kadın.
Elleri ojesiz, toplu parmaklarının sonundaki tırnakları kısacık. Makyajsız, soluk sarı yüzü. Yanındaki taburede öğleden sonraki mesaiye gönüllü refakatçilik eden yengesi, görümcesi. Müşteriyi soluk sesiyle haberleyen kapıya asılı zille beraber en koyu yerinde kesilecek, akrabaların, kayınvalidelerin, vefat üzerine paylaşılamayan arsaların arasındaki bağlantıların detaylı haritasının çizildiği koyu bir sohbete dalmışlar.
Böylesine büyük bir haritayı sırtında taşımak, öylesine uğramış bir müşteriyi yoruyor; almayacaksa, askılarda omuzlarından esnemiş hırkalara bakmaya hakkı yokmuş gibi. “Bunun başka bedeni var mı?” derken, harf harf küçülüyor cümlesi ağzında. Biliyor ki, alma ihtimalinin hatrı için sessizliğe gömüldüler, sabırsızca bekliyorlar onun çıkıp, sözün yeniden içeri girmesini. Dükkan sahibi, gönülsüzce eşarpların dizili olduğu cam tezgahın arkasından kalkıyor soruya cevap olarak, ağır adımlarla yaklaştığı rafa uzanıp, beden numarasını belirten etiketleri boynunda asılı okuma gözlüğünü yukarı kaldırarak okumaya başlıyor, dudakları kıpırdıyor da dışarı ses vermiyor.
Merserize hırkalar, koyu renklerin üstüne parlak çiçek işlemeli bluzlar, diz altında biten etekler… Kocası kirayı ödemekten yorulana dek bu dükkanda, kalın kadife perdeyle ayrılmış bölmede bir kez olsun denenmeyi bekliyorlar. O da, evde oturmak için yeterince yaşlanmayı bekliyor; ertelenmiş bir hayatın boşluğunu doldurmak için kendini dükkanına hapsediyor, kel mankenlerin nöbetinde.