April 2011
1 post
#52 Filmi ne kendi izleyen, ne
de yanındakine izleten adam
Koltuğa kaykılarak oturduğu gibi, ağzı da yüzünde kaykılmış; odayı büyülü renkler, görülmedik ülkeler, bilinmedik hikayelerle dolduran filmin havasını söndürmek için sessiz bir an kolluyor. Sanki ekranda akıp gidenle küslüğü var, aralarındaki husumet beden dilinden okunuyor: Bacakları, niyetini ele verir gibi sabırsızca kıpırdıyor; sözü edilecek bir detay bulmanın...
January 2011
1 post
#51 Sipariş verirken şansını
zorlayan adam
Olimpos’a giderken yol üstündeki bir kır kahvesinde capuccino, şezlong gölgesi nedir bilmeyen saklı bir plajın derme çatma büfesinde kepek ekmeğe az yağlı beyaz peynirli diyet tost istiyor. ”Çok istersen, olur” felsefesinden kaynaklanan bir kendine güven fırtınasının ortasında, görüş mesafesini artırmak için sileceklerini çalıştırmak aklına bile gelmiyor.
September 2010
1 post
#50 İnternet profiline
bebeğinin/çocuğunun fotoğrafını koyan kadın
Gençliği boyunca önyargılarla yontulup, hayallerle bezenmiş karakteri, üstüne sinmiş kadınlığına dair binbir detay siliniyor anne olunca; tam zamanlı bu ağır işçiliğin düz renk tulumunu tereddütsüz kabullenip giyiyor. Böylece dünyanın dört bir yanındaki meslekdaşlarıyla paydalar acilen eşitleniyor, mantıksız seçimlerin bile hormonal yoldan...
July 2010
1 post
#49 Beline hırka
bağlayan kadın
Sırtından damla damla dökülen menopoz, bluzuna koyu renkte lekeler boyamış; ağır camdan şişesiyle güç vaadeden parfümü teninde dengesini kaybedip kozmetik, nikotin, mentollü sakız ve yorgunluğun karışımına yenik düşmüş. Emekliliğin rehavetiyle serbest düşüşteyken tutunduğu pasta böreğin yeniden şekillendirdiği kalçasıyla bacaklarını beline bağladığı hırkayla perdelemiş, yok...
April 2010
2 posts
#48 Mahallede butik
işleten kadın.
Elleri ojesiz, toplu parmaklarının sonundaki tırnakları kısacık. Makyajsız, soluk sarı yüzü. Yanındaki taburede öğleden sonraki mesaiye gönüllü refakatçilik eden yengesi, görümcesi. Müşteriyi soluk sesiyle haberleyen kapıya asılı zille beraber en koyu yerinde kesilecek, akrabaların, kayınvalidelerin, vefat üzerine paylaşılamayan arsaların arasındaki bağlantıların detaylı...
#47 Kız turist
kafilesi.
Çabasız varoluşları, iri kemikli vücutlarını, dirsek ve dizlerinden bollaşmış yolculuk giysilerini, parçalanmış spor ayakkabılarını hare gibi çeviriyor. Kesintisiz enerjiyle aniden ayağa kalkılıyor, aniden gülünüyor. Bilinmeyen bir ülkede olmanın verdiği sonsuz hafiflikle önyargılardan, ayıplamalardan bihaber, makyajsız, biçimli yüzleri aydınlanıyor. Aşınmış sırt çantaları, fotoğraf...
March 2010
5 posts
#46 Annesine teknoloji anlatmaya
çalışan evlat.
Bir eli, işlevini bir türlü tam anlamıyla öğretemediği mouse’u kavramış, annesinin sağ omzu üzerinden monitöre eğilmiş. Beyaz oku sabırsız ve seri hareketlerle yönettikçe sayfalar zorluk çıkarmadan açılıyor, fotoğraflar anında büyüyor. Kullanıcı isimleri ve şifreler arkada kalıp, gelen kutusu son sürat önlerine uzanıyor. Yine de, ne kadar özenle anlatırsa anlatsın, tüm bunlar...
#45 Sadece sivilcesinin üstüne
kapatıcı süren kız.
Soluk teninde beklenmedik, ani bir renk, sivilcenin yerini ele veriyor. Böyle yapınca sakladığını düşünüyor dermatolojik talihsizliğini, tüm kabuk haritasıyla önümüze serdiklerinin farkında değil. O yüzden hormonlarının duygu ikliminde kum fırtınasına yol açtığı günlerde, puantiye yüzüyle sohbetlere katılacak. Noktaları birleştirince bakalım ortaya hangi şekil çıkacak?
#44 Eşyaya kızan, bağırıp
vuran adam.
Terlemesine rağmen bir türlü üstünden çıkaramadığı montunun sıkışmış fermuarı, hızı düşük interneti göz önüne seren bilgisayar monitörü, hevesle sevdiği meyvelisinden aldığı reçelin kavanoz kapağı, “tıp… tıp…” diye damlayarak çelik lavaboda ritm tutan bozuk musluk, boğazı sıkı kalın bir kazak, “buradan açınız” yazan kesik çizgili yerinden...
#43 Söz dinlemeyeceği halde tavsiye
isteyen dost.
Tavsiyeden ziyade olan biteni kronolojik olarak gözünün önünden geçirmenin derdinde, detayları bir daha farketmek istiyor. O günkü mercekten izlensin her şey taraf tutulmadan, sevindiyse eş saflıkta bir sevinçle gözler ışıldasın, üzüldüyse sonuç bilinmiyormuş gibi bir daha dolsun. Kumandasız, tek seyirciye yayın yapan bir televizyon adeta; kanal değiştirilemiyor, ses kısılamıyor,...
#42 Az konuşup çok
anlaşılan adam.
Kendini ne kadar yetersiz ifade ederse etsin, çevresindeki kızlar onun yerine boşlukları dolduruyor. Yazmaya üşenip cevapsız bıraktığı telefon mesajları, televizyona daldığı için geç katıldığı internet sohbetleri, içkiden uykusu gelince seyrelen cümleleri çeviri hatası sonucu kadın dilinde, anlaşılamayacak boyutta zenginlik ve hassasiyet olarak okunuyor. Parmağını...
February 2010
11 posts
#41 Vapurda duygulanıp, varoluşunu
sorgulayan adam.
Karadayken, paçaları iş hayatının çamuruyla ağırlaştığından bata çıka ilerliyor, yarı saydam bir endişe sisinin arkasında ne düşündüğü pek anlaşılmıyor. Ama iskeleden yürüyüp de vapura binmeyegörsün, en yakın cam kenarına oturup, ilk fırsatta duygularıyla selamlaşıyor. Dizlerine yatırılmış kahverengi bond çantasının üstünde parlak siyah bir cep telefonu; kulaklığın kablosu...
#40 Zamanın ötesinde yaşayan
adam.
Yarının bugünden ilerde oluşuyla bile insana fark kazandıracağını varsayıyor, kendini önde ve önder pozisyonlandırıyor. Uygarlık adına sırtlandığı yük ağır: Teknolojinin, kültürün ve sanatın en taze ürünlerini iştahla ısırıp atacak.
Yaygınlaşınca üvey evlat edilen televizyon programlarını bilgisayardan izleyerek bir seferde yutuyor, marifetli fotoğraf makinasıyla gri sokaklarda modern...
#39 Politik duruşu, memleketin
geleceğinden umutsuzluk olan adam.
Siyasetçiler arasındaki tüm ilişkileri, inanmadığı medyanın satır araları sayesinde çözmüş; kim kime kapılar arkasında ne dedi, topladığı ipuçlarıyla en iyi o biliyor. Bu yüzden kolay lokma değil, önüne konanı da bilinçli tüketiyor; televizyon izlerken burun kıvırıyor, köşe yazarlarına dudak büküyor. Fikirleriyle memleketin karışıklığını besleyenlere, Pazar...
#38 Fotoğraf makinasını
bir yere sabitleyip poz veren çift.
Mühim bir heykelin, binanın, caddenin, müzenin önünde veya tam ortasında oldukları o anı sonsuzluğa dondurmak, e-maile ekleyip arkadaşlarına gönderecekleri şekilde sabitlemek istiyorlar. Uygun bir sütunun, yükseltinin üzerine destekleyip, kadrajı ayarlıyor adam, duracağı yeri belleyip, diğer yarısını sevgilisine bitiştireceğinden yarım vücutluk bir pay...
#37 Sırt çantasıyla dolaşan
üniversiteli genç.
Yedek enerjisini mi taşıyor çantasında? Bir derste bile plastik, iri dişli fermuarı tok sesle vızıldayıp açılınca içinden kitap, defter çıkmaz. Oysa onun ağzında söz, kahkaha bitmez, yerinde duramaz.
Pazartesilerin bile haftasonu kaygısızlığında yaşandığı bu dönemde sokaklar, caddeler bile resmiyetlerini kaybetmişler; kot pantolonla gidilip, ders arasında koridorda sigara...
#36 Banyo sonrası saçları
kabaran kız.
Yüzünün üç yanını yele gibi çeviren doğal renkte saçları, şampuanın fosforlu pembe kokusuna boyanmış, neşe kokuyor. Tel boyu tekrar eden yumuşak zikzaklar omuzla buluşmadan, buruş buruş tutamlar ensesine terden ince bir çizgi çekiyor.
#35 Yolda yürüyerek kavga
eden çift.
Önce biri hız ve hırsla biraz önde yürüyor, sonra diğeri. Yer değiştirip duruyorlar söz sırasını aldıkça, hiç yanyana gelmiyorlar. Birkaç adımda bir yürümeyi bırakıp, tam zamanlı tartışıyorlar. Sadece o anlarda bakıyorlar birbirlerinin yüzüne, gerilip açılmış elleri cümle vurgularında iki yana hareketleniyor.
Sesleri aniden sönüp, yükseliveriyor. Öfkeli cümlelerin tam ortasına ağız...
#34 Rüyasını anlatmaktan kendini
alamayan kız.
… Evindeymiş ama asıl evi değilmiş orası, içeri birden senelerdir görmediği uzak akrabası giriyor, camlar titriyor ve şiddetli bir yağmur başlıyor, bir köpeğin uzaktan havladığını duyup üzülüyor, ayağa kalkınca görüyor ki tüm ev suyla dolmuş…
Hatırladıkça çarpıtıp derinlik katacağı absürdlüğüne hayran, ayrıntılarla genleştirdiği rüyayı gününe giydirmek istiyor.
#33 Burnu akınca silmeyip
hızla içine çeken adam.
Sesi hep tozlu, pütürlü. Bir an geliyor, söz takılıp kalıyor sesinin kıvamına, ilerleyemiyor. O an yanındaki kişi, adamın içine girip üşengeçliğini sıyırmak, onun yerine öksürüp boğazının boğuk akustiğini onarmak istiyor. Müdahale edilmeyince söz çaresiz, kıvrımlı bir tüneldeymiş gibi bir gidip bir gelerek yolunu bulup düzlüğe çıkıyor, ardından burun delikleri hafifçe...
#32 Cumartesi gecesi bir barın
civarında yere oturmuş, ağlayan kız.
Haftasonu geldi diye süsleniyor pür heves, siyah kalemle gözlerini çerçeveliyor. Saatler sonra fıçı birayla kanı mayalandıkça ifadesi gevşiyor, makyajı sarkıp uzaklaşıyor taze teninden. Kişiler, sözler, kimsenin farketmediği başarısızlıklar bir araya gelip kambur sırtını örtüyor. Yüzü kireç renginde, ağzı kireç tadında. Biradan değil, saat geceyarısını...
#31 Konuşurken masadaki
şişenin etiketini soyan adam.
Parlak etiketinden sıyrılan şişe, kristal avizenin albenisinden uzaklaşıp çıplak bir ampulün yoksulluğuna azalıyor. Giderek yüzeyi küçülen kağıttan şeritler birikiyor iki elinin arasında.
January 2010
30 posts
#30 İyi şans getirsin diye
kötü ihtimal başına gelecekmiş gibi davranan kız.
Sonucunu beklediği şey hangi aşamada olursa olsun kara bulut gibi dolaşıyor, endişesini damla damla etrafındakilere yağdırırsa ona güneş açacak diye düşünüyor. Umudun ayazında, neşeli sırtına esen kötü şansla üşütüp hasta olmaktan korkuyor.
Rolüne kaptırırsa yatıya kalıyor efkar, işi tatlıya bağlandıktan sonra bile çatık duruyor kaşları.
#29 Misafirliğe gidince iştahı
açılan çocuk.
Başka ev, başka kurallarıyla gelir, önyargıları siler süpürür. Bunu çocuk aklı ne bilir?
Masaya oturuluyor; o masanın henüz anısı yok çocukta. Çiçek desenleri çerçeveler porselen tabakları. Renkli peçeteler, incecik camdan su bardakları. Sofranın orta yerinde, göz biçiminde büyük kayık tabaklara özenle yerleştirilmiş, kenarlardan taşmayan suluboya resim gibi koyu turuncu...
#28 Anlık şakayı ciddiyetiyle
püskürten kadın.
Başka bir hesabın labirentinde kaybolmuş aklı, dostluğuna muhatap etmediği birinin; taksi şoförünün, marketteki kasiyerin yaptığı anlık şakaya ermiyor. Cümle havada, ikisinin arasında asılı duruveriyor. Ne çıktığı ağza geri dönebiliyor, ne gülmek istemeyen ağza dolabiliyor. Dalgınlığının zırhına çarpıp geri dönünce, şaka bile incitmiş söz gibi sahipsiz kalıyor.
#27 Kulağı küpeden iltihap
kapıp duran kız.
Etli kulak memelerinde deliğin olması gereken yerde, kabuklanmış nokta yaralar veya buğulu, düşmeyen bir damla oturmuş. Gümüş olmayan küpeleri ne zaman taksa, başına bu gelecek. Yine de direnemiyor, sahafların orada kadife kaplı bir tablaya iliştirilmiş rengarenk küpeler, düşük acı eşiğinden kolayca atlayıp geçiyor. Kulakta birkaç günlük saltanat sürmeleri, ahşap bir şeker...
#26 Burçlardan hiç
anlamayan kız.
Bir kendi burcunun olumlu özelliklerini biliyor, bir de karşısındakinin. Karşısındaki değişince, bir de karşısına yeni gelenin. Annesinin, babasının, varsa sevgilisinin. Böyle böyle tamamlanır horoskop haritası.
#25 Sabahları işe servisle
giden takım elbiseli adam.
İş adamı duruşu, traş losyonuyla karışmış keskin parfümü, plaza halıfleksinde üstü kirlenmeden tabanı az eskiyecek parlak ayakkabılarına rağmen, ailesiyle yaşadığı apartmanın önündeki kaldırımda liseli çocuklarla beraber servis bekliyor. Ellerini, kariyer hayallerini ve servise binince iki büklüm olacağından buruşmasın diye gururunu cebine koymuş.
#24 Hasta olduğu için havuz
kenarında oturan çocuk.
Animatörün, portatif kasetçalarından yükselen Alman çocuk korosu şarkılarıyla peşinde sürükleyip götürdüğü neşeli seslerden; itişip kakışmaların ani şapırtılarından, suda çırpılan ayak sesleri ve burun çekmelerden süprülmüş havuz kenarı, okunması bitmeyen yüzlerce sayfalık gazetelerin hışırtısına ve sürüklenen başıboş bir deniz topunun gıcırtısına kalmış.
Ağrıyan...
#23 Kocaman harflerle sola
yatık yazan kız.
Defterinin ne ilk, ne son sayfası düzenli. Her zaman aynı özensizlikle yazmakta, aynı telden çalmakta istikrarlı. Anladığını belli etmek istercesine bastırarak yazıyor; hem zihnine, hem defterinin sonraki üç sayfasına kelimelerin hayaletini bırakıyor. Küçük yuvarlaklar çizmesine fırsat veren d, b, o ve ü’leri takip eden çubuklu l, k, h’lerle adeta büyük papatyalar...
#22 Herkes yemek yerken
salata sipariş eden kız.
Öğle yemeği için birkaç kişi toplanıp, başka yer bulamadıklarından iş yerlerine yakın bir pastaneye geliyorlar. Asmakatın alçak tavanına bakılınca anaokulu yemekhanesine benzeyen; takım elbiseli bacakların masa altlarına sığamadığı, ağır poğaça yağı kokan bu yerde, birbirinin kopyası siyah kumaş pantolonlarının üstünde ayırdedici renklerde penye bluzlarıyla yanyana...
#21 Elinde naylon poşet
taşıyan adam.
Arkadaşlarıyla buluştukları kafede oturmadan önce masanın üstüne ruhsat ve araba anahtarı koyanlardan değil. Bagajın, torpido gözünün lüksünden uzak yaşayan adam, poşetini kol hareketiyle ileri geri hışırdatarak sesten ince bir iz bırakıyor arkasında. Tabanı yarıya kadar çiğ bir çamur rengine boyanmış ayakkabılarının içinde adımları delibozuk. Gittiği yere, yeni olmadığı...
#20 Liseden nasılsa arkadaşı
var diye üniversiteden arkadaş edinmeyen erkek.
Ona göre en makbul dostluk, çocukken kurulur. Bakkaldan alınmış, yumurta biçiminde açık mavi bir lastik top peşinde koşarken. Veya üstüne basılmış bir kola kutusuyla hoca sınıfa girmeden önce alelacele maç yaparken. Tarihçiye karşı sıra arkadaşının çektiği kopyayı ele vermezken; öğle tatilinde okul yakındaki büfenin arkasında sigara içerken....
#19 Önemli bir şey anlatmadan
önce sigara yakan kız.
Laf lafı açınca öyle bir yere geliniyor ki, önemi kendini hissettiriyor. Ölümcül bir mevzu olmayabilir, sohbetin ağırlık merkezlerinden biri kıymetinde görülsün, yeter. Bir yandan konuşurken, el yordamıyla çantasını karıştırıp paketini buluyor. Sigara yakmadan önce tüm merakların tetiği çekilmiş, ateşe hazır. Bu anı bozabilecek tek şey, emektar çakmağın inadı olabilir....
#18 Başına taç gibi
güneş gözlüğü takan kadın.
Mutlaka ki anne, mutlaka en az kırklarında. Kuaförden yeni çıkmış, yapışkan saç spreyi kokar saçları. Teni bal kokar; yumuşak, kadınsı. Bir de iç buran koyulukta bir parfüm ve hafif sigara. Saçının gösterişine kontrast, çizgileri esneyip ağırlaşmış yüzü, tükettiği nikotinden kirli bir sarı. Haftasonu, ama gündüz diye daha makyaj yapmamış.
Yaşıtlarıyla bir örnek...
#17 Yaptığı geçici bir
işi, kariyermişcesine ciddiye alan kadın.
Belgeleri sıraya koyacak, formları temize geçecek; bu iş bir-iki, belki beş gün sürecek. Hele tadını alsın, kolay işi başarmanın. Sonra böbürlenme kendiliğinden geliyor. Böbürlenme, kendi vücut sınırlarını aşacak seviyeye vardığında, başkaları üzerinde otoriteye dönüşüyor. Ona kayıtsız kalan herhangi birini, emirler ve soru cümleleriyle kovalıyor. Deftere...
#16 Annesiyle alışveriş yapmaktan
utandığı için hırçınlaşan ergen kız.
Anne, mağazaya girer girmez tüm bakışları üzerine çekerek, alaycı gülüşleriyle kenarda toplanmış tezgahtarlardan birine sesleniyor. Çizmeler, ayakkabı ve botların yan yana durduğu, florasan lambayla aydınlatılmış beyaz raflara doğru beraber seğirtiyorlar. Kızı öfkeli, kaşları çatık, uflayıp pufluyor. O an annesi, sırtında bir kambur. Aynı dili konuşmuyorlar....
#15 Sevgilisi soyunma kabininde
kıyafet denerken, kabinlerin önündeki puf koltuğa ilişmiş, bekleyen erkek.
İlişkinin ilk safhalarında bir boş bulunma anına denk geliyor da, hep önünden geçilen mağazaya giriyorlar çift olarak. Yanından geçerken, ağaçların narin yapraklarını okşar gibi, sevmediği elbiselere bile dokunuyor sevgilisi. O ise, ortamdaki kadın bolluğundan zihinsel bir yorgunluğa kapılıyor, düşünce şalterlerini...
#14 Üniversitenin ilk senesi
on küsür kişiyken, sonrasında bölünerek azalan arkadaş grupları.
Üniversite sınavını geride bırakmanın sevinciyle, formayı üstünden çıkardı diye farklı ve yetişkin bir birey gibi hissederek anfide yanına oturanla arkadaş oluyor. Tuvaletin yerini bile bilmezken, adı havalı gelen bir ders ertelenince, kantine iniyor. Sıra arkadaşı bir diğeriyle, bir diğeri de daha başka bir diğeriyle tanıştırıyor....
#13 Türbanlı kızın yanındaki
açık giyimli, frapan kankası.
Bunlar nasıl arkadaş oldu, dostluklarında hiç mi görüş ayrılığı yok?
Haftasonu öğlen saati Kadıköy’ün ara sokaklarından rıhtıma doğru yürüyorlar. Yokuş aşağı inmenin kolaylığıyla, neredeyse seke seke. Türbanlı, arkadaşının koluna girmiş. Tökezlememek için dikkat ediyormuşcasına önüne bakarak, yarı mahçup kahkaha atıyor. Az göz makyajlı, soluk yüzlü....
#12 Lafını yarıda kesip
senin diyeceğini senden iyi bilirmiş gibi cümleni tamamlayan, ama yanlış tamamlayan adam.
“Tabii, öyle olmasına öyle de…” diye mecburi onaylayarak sözüne devam ettiriyor insanı. Neden kendine böyle çok güveniyor? Nasıl biliyor ki, düşündüğü yüzde yüz doğru? Nasıl cesaret ediyor, ağızdan çıkmayan sözü tamamlamaya?
Herkesi tanıyor diye çok sevildiğini, hepsiyle arkadaş...
#11 Eve gitmeyi bilmeyen
dostcanlısı dost
Arıyor veyahut yolda karşılaşılıyor. Nasılsın, bir kahve/çay içseydik? Hay hay, yakınlarda bir kafeye gidelim bari, demeye kalmadan özel seçim mekanlarını seçenek olarak sıralıyor. Anlaşılan bu kısa görüşmeyi uzatma niyeti var. Karşı koyulmaz bir candanlık, hem de iyi dinleyici, karşısındakiyle ilgili aklında tuttuğu anılardan derlediği sorularıyla, ilgisiyle el üstünde tutuyor....
#10 "Hele dur bakalım"
diyen baba.
Onun da olmadık fikirler söylemek, yeni şeyler almak için hevesi vardı zamanında. Yontulmamış, toyluğu bilenmemişti. Sonradan geldi üstüne, bir sabır silsilesi. Ona sabır, buna sabır. Sakin, ağırdan. Bambasit bir iş görülecekse bile, belki o iş görülesiye şartlar değişecek de görülmesi lüzumsuz kaçacak? Bir şeyin birden çok açıdan ele alınması gerekliliğini benimsemiş. Yaşı büyük...
#9 Boynuna aksesuvar olarak
sıkı şekilde deri ip takan kız.
Bileğine de birkaç kat doluyor, boynuna da. Bazen ucuna küçük bir taş, desenli bir kabuk yerleştiriyor. Genellikle esmer olur böylesi; gergin teninde sırıtmaz sıkıca bağlanmış deri, eti pörtlemez. Gözlerine siyah kalem çekiyor sürme gibi, saçları da simsiyah. En sevdiği renk mor, üniversiteye başladığı dönem mor aşkına sığınıp, saçlarına kına yakıyor. Çirkin bir...
#8 Hayvan sevmekten
utanan adam.
“Erkek dediğin nasıl olur” diye duyduklarından aklına bir şablon döşemiş. Fazla duygu gösterirse, erkekliğine halel geliyor. O sebeple, küçük hayvanmış, kediymiş, köpekmiş, ona gelmez. Bir yerde oturuyorlar, kız arkadaşı incelttiği sesiyle sevinç nidaları atıyor: “İşte bir köpek!” “Şu kedinin güzelliğine baksana, aşkım!” Rahatsız bir gülümseme...
#7 "Yaptım" yerine "yapçım",
“Gidicem” yerine “gidizjem” diyen kız.
Serzan’larla gel miçtımammmı? Oruyor, oruyor, asmıyorum. Soo-na bi misaoz. Zivap virmecim tabi. Ne diyem kıtsım, mannak masan? (Sercan’la gelmiş, tamam mı? Arıyor, arıyor, açmıyorum. Sonra bir mesaj. Cevap vermedim tabii. Ne diyim kızım, manyak mısın?)
Ekseriyet caddede geziyor, kafelerde oturuyor. Fönlü siyah veya sarı...
#6 Karşısındakini onaylasa bile
söze “hayır” diye başlayan kişi.
Niyeti kimseyi kırmak değildir, ama oluyor işte. “Hayır” diye söze girdi mi, o kelimeyi bağlaç etti mi karşısındakini önce bir üzüyor. Sonra anlaşılıyor niyeti. Sohbette payına düşen sözün hemen öncesine bir kaynaştırma o “hayır”. İteleme-öteleme anlamı taşımıyor.
#5 Sadece müzik konuşmak
isteyen adam.
(T-shirt’e selam: I listen to bands that don’t even exist yet.) Bu grup çok iyi abi. Yeni mi çıktı? Yok, bu üçüncü EP’leri. Ama daha önceden iki tane de compilation’da vardı şarkıları. O zaman keşfetmiştim.
Arkadaşının evinde müzik dinletiyor, kendi evinde müzik dinletiyor. Biliyor ki, herkes dinleyince sever onun sevdiklerini. Konuşmasız sırayla takip...
#4 Kaşlarını almadığında ikinci gün
nokta nokta, üçüncü gün çizgi çizgi ergenlik dönemindeki kalın kaş modeli belli olan kadın.
Hemen orman gibi oluyor Nursen abla. Bugün kessene biraz da.
Sabah traş olup öğlene yeşillenen Fred Çakmaktaş’ın dişisi. İki günde bir florasan ışıkla aydınlatılmış mahalle ağdacısına gider; altında eşofmanı, elinde sigarası, cep telefonu ve anahtarı. Ağdacının sık kullanılanlara eklediği bu...
#3 Kendini öncelikle kendinden kıskanan
ve nazar etmemek için konuşmamaya yeminli kadın.
Valla ne diyeyim, her şey gönlüne göre olsun canım. Ay, benden ne olsun işte. Hep aynı.
Kimi zaman sevgilisi, kimi zaman mevkisi. Bir fikri, projesi. Kendinden emin, her şey çok güzel olacak, oluyor, olmalı. O zaman, gününü beklemeli. Şimdilik susmalı. Bir konunun lafı oluyor, o konuşmaz. Fikri sorulsun, aklına gelen en süssüz cevabı veriyor....