Tip of the day

karakter modelleme ltd. şti.

0 notes

#53 Çantasında sakız taşıyan kız

Zarif hareketlerle zahmetsiz hayatının içinde süzülüyor. Büyük harfler, fevri noktalama işaretleri öyküsüne uğramaz, canını öyle çok fazla sıkmıyor. Anlatmak için avucunun içine dökünce, üzüntüsü ince, uzun parmaklarının arasında dağılıp gidiyor. Kalanları da ince bir pike gibi arka balkonda çırpıp rahatlıyor. Sık sık uzun saplı çantasına uzanıyor, kaygısız ağzındaki lekesiz dişlerinin sebebi sakızlardan bir tane çıkarıp ağzına atıveriyor.

6 notes

#52 Filmi ne kendi izleyen, ne

de yanındakine izleten adam

Koltuğa kaykılarak oturduğu gibi, ağzı da yüzünde kaykılmış; odayı büyülü renkler, görülmedik ülkeler, bilinmedik hikayelerle dolduran filmin havasını söndürmek için sessiz bir an kolluyor. Sanki ekranda akıp gidenle küslüğü var, aralarındaki husumet beden dilinden okunuyor: Bacakları, niyetini ele verir gibi sabırsızca kıpırdıyor; sözü edilecek bir detay bulmanın telaşıyla yüzü gerilmiş, mimikleri televizyon ışığında huzursuzca değişiyor. 

Ağzından çıkar çıkmaz, filmin önüne gelip dikiliyor sözleri; insan, cüssesinden hiçbir şey göremiyor.

6 notes

#51 Sipariş verirken şansını

zorlayan adam

Olimpos’a giderken yol üstündeki bir kır kahvesinde capuccino, şezlong gölgesi nedir bilmeyen saklı bir plajın derme çatma büfesinde kepek ekmeğe az yağlı beyaz peynirli diyet tost istiyor. ”Çok istersen, olur” felsefesinden kaynaklanan bir kendine güven fırtınasının ortasında, görüş mesafesini artırmak için sileceklerini çalıştırmak aklına bile gelmiyor.

8 notes

#50 İnternet profiline

bebeğinin/çocuğunun fotoğrafını koyan kadın

Gençliği boyunca önyargılarla yontulup, hayallerle bezenmiş karakteri, üstüne sinmiş kadınlığına dair binbir detay siliniyor anne olunca; tam zamanlı bu ağır işçiliğin düz renk tulumunu tereddütsüz kabullenip giyiyor. Böylece dünyanın dört bir yanındaki meslekdaşlarıyla paydalar acilen eşitleniyor, mantıksız seçimlerin bile hormonal yoldan mazeretlendirildiği bir tür alacakaranlık kuşağına geçiliyor. Değerini bilemeden saman kağıda çalakalem yazdığı hayatı değil; yeni projesi, editörlüğüyle cilalayacağı bebeğinin hikayesi. Kendine dair istekleri ise bu evde kiler ya da tavanarası artık, evin nadiren uğranan bir köşesi.

Küçük kopyasının emrinde çalışırken verilen bol kepçe taviz paketine profil fotoğrafı da dahil oluyor er geç. Nasıl aynaya bakarken anaç endişelerden fırsat kalıp da kendi yüzünü göremiyorsa, ona bakan da onun yüzünü göremeyecek. Bu yüzden sohbet edilen sanal alanlarda kimliğinin temsilcisi, artık pudra ve alkolsüz losyon kokan kareler: Flaşın patladığı tüysüz alnıyla parlak bir bebek başı veya yüz ifadesi zor seçilse de fırfırlı eteğinin iki yanına hareketlenmiş yumuk ellerin net sevinci; bilmiş gözleriyle muzip kadrajın dışında bir noktaya bakarken veya kremalı pastanın bir elin parmağını geçmeyen mumlarını üflerken. Dudakların alayla genişleyip annesinin buyruklarına üfleyeceği günlere ise daha yıllar var.

4 notes

#49 Beline hırka

bağlayan kadın

Sırtından damla damla dökülen menopoz, bluzuna koyu renkte lekeler boyamış; ağır camdan şişesiyle güç vaadeden parfümü teninde dengesini kaybedip kozmetik, nikotin, mentollü sakız ve yorgunluğun karışımına yenik düşmüş. Emekliliğin rehavetiyle serbest düşüşteyken tutunduğu pasta böreğin yeniden şekillendirdiği kalçasıyla bacaklarını beline bağladığı hırkayla perdelemiş, yok saydırmaya çalışıyor.

Günde yarım saat yürüse gerek kalmayacak aslında; ama o yarım saatler ötelendikçe tümlenip pudra şekerine banılmış öğleden sonralara, nar gibi kızarmış akşam üstlerine, hırka da yazları pareoyla nöbetleşe tekrar tekrar bele bağlanıyor.  

4 notes

#48 Mahallede butik

işleten kadın.

Elleri ojesiz, toplu parmaklarının sonundaki tırnakları kısacık. Makyajsız, soluk sarı yüzü. Yanındaki taburede öğleden sonraki mesaiye gönüllü refakatçilik eden yengesi, görümcesi. Müşteriyi soluk sesiyle haberleyen kapıya asılı zille beraber en koyu yerinde kesilecek, akrabaların, kayınvalidelerin, vefat üzerine paylaşılamayan arsaların arasındaki bağlantıların detaylı haritasının çizildiği koyu bir sohbete dalmışlar. 

Böylesine büyük bir haritayı sırtında taşımak, öylesine uğramış bir müşteriyi yoruyor; almayacaksa, askılarda omuzlarından esnemiş hırkalara bakmaya hakkı yokmuş gibi. “Bunun başka bedeni var mı?” derken, harf harf küçülüyor cümlesi ağzında. Biliyor ki, alma ihtimalinin hatrı için sessizliğe gömüldüler, sabırsızca bekliyorlar onun çıkıp, sözün yeniden içeri girmesini. Dükkan sahibi, gönülsüzce eşarpların dizili olduğu cam tezgahın arkasından kalkıyor soruya cevap olarak, ağır adımlarla yaklaştığı rafa uzanıp, beden numarasını belirten etiketleri boynunda asılı okuma gözlüğünü yukarı kaldırarak okumaya başlıyor, dudakları kıpırdıyor da dışarı ses vermiyor.

Merserize hırkalar, koyu renklerin üstüne parlak çiçek işlemeli bluzlar, diz altında biten etekler… Kocası kirayı ödemekten yorulana dek bu dükkanda, kalın kadife perdeyle ayrılmış bölmede bir kez olsun denenmeyi bekliyorlar. O da, evde oturmak için yeterince yaşlanmayı bekliyor; ertelenmiş bir hayatın boşluğunu doldurmak için kendini dükkanına hapsediyor, kel mankenlerin nöbetinde.

6 notes

#47 Kız turist

kafilesi.

Çabasız varoluşları, iri kemikli vücutlarını, dirsek ve dizlerinden bollaşmış yolculuk giysilerini, parçalanmış spor ayakkabılarını hare gibi çeviriyor. Kesintisiz enerjiyle aniden ayağa kalkılıyor, aniden gülünüyor. Bilinmeyen bir ülkede olmanın verdiği sonsuz hafiflikle önyargılardan, ayıplamalardan bihaber, makyajsız, biçimli yüzleri aydınlanıyor. Aşınmış sırt çantaları, fotoğraf makinaları, haritalar, boyundan geçirilmiş ipli küçük cüzdanlar taze tenlerine kat çıkmış. Çevrelerindekine inat, elbiseleri onları tanımlamıyor da, Avrupalılıklarıyla onlar elbiselerini tanımlıyor. Başlarına gülmek için taktıkları bir fes, boyunlarına aksesuvar olarak taktıkları bir baş örtüsü alışılageldik görevini bir yana bırakıp, yabancılığına şık bir kontrast katıyor. Kollarında kıl çıkıyor diye utanan yüzlerce kız imrenerek, yarı düşman gözlerle onlara bakarken turist kızlar, moderrn ilişkilerde evlenmeyi hor gören Türk erkeğinin nikah dairesinde biten hayallerinde başrol oynuyor.

5 notes

#46 Annesine teknoloji anlatmaya

çalışan evlat.

Bir eli, işlevini bir türlü tam anlamıyla öğretemediği mouse’u kavramış, annesinin sağ omzu üzerinden monitöre eğilmiş. Beyaz oku sabırsız ve seri hareketlerle yönettikçe sayfalar zorluk çıkarmadan açılıyor, fotoğraflar anında büyüyor. Kullanıcı isimleri ve şifreler arkada kalıp, gelen kutusu son sürat önlerine uzanıyor. Yine de, ne kadar özenle anlatırsa anlatsın, tüm bunlar annenin yakın gözlüğünden ve zihninden geri sekiyor; sanal dünyada bu kadın, koca sırt çantasıyla züccaciyeye girmiş bir ilkokul öğrencisi kadar tedirgin, sanal sofrada aceleyle haşlanıp süzülmüş bilginin sıcaklığı ağzını yakıyor. Beyaz tuşlara, gri soru dikdörtgenlerinin cevap kutularına, açma-kapama düğmelerine sendeleyerek, rica eder gibi basıyor. Ona evlat olup, teknoloji tanıtmak da dört işlemi öğrenene kadar kendisine gösterilmiş sabır kredisinin faizli geri ödemesi sanki. Özensiz eğitimle alt limitten ödeme yaptıkça, borç bir türlü bitmiyor.

11 notes

#45 Sadece sivilcesinin üstüne

kapatıcı süren kız.

Soluk teninde beklenmedik, ani bir renk, sivilcenin yerini ele veriyor. Böyle yapınca sakladığını düşünüyor dermatolojik talihsizliğini, tüm kabuk haritasıyla önümüze serdiklerinin farkında değil. O yüzden hormonlarının duygu ikliminde kum fırtınasına yol açtığı günlerde, puantiye yüzüyle sohbetlere katılacak. Noktaları birleştirince bakalım ortaya hangi şekil çıkacak?

7 notes

#44 Eşyaya kızan, bağırıp

vuran adam.

Terlemesine rağmen bir türlü üstünden çıkaramadığı montunun sıkışmış fermuarı, hızı düşük interneti göz önüne seren bilgisayar monitörü, hevesle sevdiği meyvelisinden aldığı reçelin kavanoz kapağı, “tıp… tıp…” diye damlayarak çelik lavaboda ritm tutan bozuk musluk, boğazı sıkı kalın bir kazak, “buradan açınız” yazan kesik çizgili yerinden yırtılmayan bisküvi paketi, laftan anlayacakmışcasına öfkesine muhatap; ağır hakareti, yetmezse fiziksel şiddeti hak ediyor. Eşyanın, eşyalığını eksik yaptığına kanaat getirdi mi, acımasız patrona, çıtayı yüksek tutan tatminsiz bir babaya dönüşüyor. Onca paylamanın ardından duygusallaşıp, hayal kırıklığıyla küsüyor, aşınmış ilişkiyi eşyanın bir sonraki işlev kontrolüne dek kenara bırakıyor.